Hava sisliydi sanki, bütün görüntüler birbirine karışıyordu nereye baksa. Gönlünün içi gibi karmakarışıktı her şey! Adliyeye gidiyor, bir taraftan onu bu duruma düşüren eski kocasına lanet ederken bir taraftan da, her adımın o adamdan aldığı bir intikam olduğunu düşünüyordu. Üç yavrusu vardı ondan ama o, yavrularına acımamıştı. Seher de ona acımayacaktı. Kendi kendine söylenip duruyordu.
“Gavurun oğlu ya heeee!” diyordu “hem de uşağıynan iresim çekilmiş de bize gönderiy ki bahda çatla ey!… Ben neydim daha! ALLAH canıyın ala da beni gurtara herif.” Aldığı ne varsa ondan geri istiyordu. Ucunda ölümde olsa bileziklerini alacaktı o heriften. Niye onun picine yedirsindi ki?
Erkek gibiydi. Artık öyle hissediyordu kendini. Kadınlığından uzaklaşmıştı. Banyo bile yapmıyordu. Kendisinden etrafa saçılan kir kokusuyla karışık ter kokusu, onun namusunu koruduğunun en açık deliliydi kendince. Ailesi onu böyle gördükçe, derinlerde bir güven duygusu besliyordu Seher’e. Bu duygu ve gördükleri perişan görüntü, varlıklı olmalarına rağmen, yardım etmekten daha kolay geliyordu kızlarına. Seher kime kimden şikayet etsindi ki?.. Ne yapabilirdi ki, akşama kadar erkek gibi görünmeye çalışıp, kendini korumaktan bitap düşmüş kadın yüreğiyle çocukları yatırdıktan sonra baş başa kalıp, sabahlara kadar ağlamaktan başka!..



