kelimeler kifayetsiz

Mart 26, 2007

seher’deki karanlık

Kategori: cân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 6:43 pm

  

      Hava sisliydi sanki, bütün görüntüler birbirine karışıyordu nereye baksa. Gönlünün içi gibi karmakarışıktı her şey! Adliyeye gidiyor, bir taraftan onu bu duruma düşüren eski kocasına lanet ederken bir taraftan da, her adımın o adamdan aldığı bir intikam olduğunu düşünüyordu. Üç yavrusu vardı ondan ama o,  yavrularına acımamıştı. Seher de ona acımayacaktı. Kendi kendine söylenip duruyordu.       

     “Gavurun oğlu ya heeee!” diyordu “hem de uşağıynan iresim çekilmiş de bize gönderiy ki bahda çatla ey!…  Ben neydim daha! ALLAH canıyın ala da beni gurtara herif.” Aldığı ne varsa ondan geri istiyordu. Ucunda ölümde olsa bileziklerini alacaktı o heriften.  Niye onun picine yedirsindi ki?    

      Erkek gibiydi. Artık öyle hissediyordu kendini. Kadınlığından uzaklaşmıştı. Banyo bile yapmıyordu. Kendisinden etrafa saçılan kir kokusuyla karışık ter kokusu, onun namusunu koruduğunun en açık deliliydi kendince. Ailesi onu böyle gördükçe, derinlerde bir güven duygusu besliyordu Seher’e. Bu duygu ve gördükleri perişan görüntü, varlıklı olmalarına rağmen, yardım etmekten daha kolay geliyordu kızlarına. Seher kime kimden şikayet etsindi ki?.. Ne yapabilirdi ki,  akşama kadar erkek gibi görünmeye çalışıp, kendini korumaktan bitap düşmüş kadın yüreğiyle çocukları yatırdıktan sonra baş başa kalıp, sabahlara kadar ağlamaktan başka!..

 

farkındalık…

Kategori: cânân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 6:13 am

zapata.jpeg

   Köylüler sıkıntılarını anlatmak için devlet başkanı Diaz’la görüşmeye giderler. Başkan hepsini susturur ama içlerinden biri en iğneleyici sözleri söyleyerek onu sıkıştırmaktadır. Sonunda başkan sinirlenir, “senin adın ne?” der. Adam adını söyler “Emiliano Zapata”… devlet başkanı, elindeki görüşmeye gelen köylülerin adları olan listeden bu ismi daire içine alır…

   Çok sonra, Zapata yönetimi ele geçirip devlet başkanı olmuştur. Köylüler şikayetlerini dile getirmek için onunla görüşmeye giderler. İçlerinden biri en sert dille başkanı sıkıştırmaktadır. Zapata sinirlenir. Köylüye “senin adın ne?” diye sorar. Adam adını söyler. Zapata  masasına yönelir ve elindeki listede adamın adını daire içine alır…   gibi olurken duraklar… kalemiyle listeyi karalamaya başlar  ve onu yırtarak hızla duvardan asılı duran tüfeğini alır, odadan çıkar. Başkanlığı bırakarak tekrar dağlara doğru atını sürer…

  İnsan reddettiğine benzeme tehlikesiyle yaşar. Önemli olan farkındalıktır.

Mart 21, 2007

babaya ağıt

Kategori: cânân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 7:24 am

motorlar durmadan içten yanar

hü!

ıraktır hep ırak hep ıraktır

hü!

sesler yankılanır yanki go hom

hü!

rehin olmuş babam, kamyoncudur

hü!

 

vagonlar dizili bağırıyor

hü!

sarıksız bir imam uğurluyor

hü!

haydarpaşa! ankara! beş saat!

hü!

acı dolmuş babam, kondüktördür

hü!

 

işleyen kara kayış, o nedir?

hü!

kahırdır hep kahır hep kahırdır

hü!

bağırırım baba! kahr’amanım

hü!

öldürürler babamı ‘allahüekber!’

hü!

Mart 15, 2007

cân…

Kategori: cânân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 3:16 pm

gogh11.jpg

 

bütün mevsimlerden oluşmuş bahar geldiğinde bir gün,

pencereni açıp yeni bir dünya gördüğün gün,

mavi göğün içindeki sıcak gün ışığının serinliği altında,

uzakları gören elâ gözlerinle, ufak gülücükler duyacaksın…

güneşli tebessümler içinde iki cân..

düşlerden yapılmış yeşil ve genişçe bir ovanın düzlüğünde,

küçük bir dere kenarındaymışçasına huzurlu ve temiz

ve içinde bütün bir kış, güneşi bekleye bekleye

sabırsızlanan kar sularının sesine benzeyen sesler taşıyan

bu karşılaşmada durup düşüneceksin…

 

“ulu tanrım! ben nereye geldim… bu yanımdaki kim..?”

“bu güneş, bu ova, bu dere… bu bahar…”

 

sessizliğin içindeki seslerde,

dere yatağından kalkan su kuşlarının

gülücükler saçan ötüşleri yankılanacak o ân…

 

iki göz göreceksin sorularının karşılığı…

kırık dökük bir iki söz…

sıcacık parmak uçları…

 

bir ada ülkesinin karac’oğlan’ı her gün merhaba diyecek sana…

 

bütün mevsimlerden oluşmuş bu hâr içinde,

yanıp yanıp insanlaşacaksın…

Mart 14, 2007

cânan…

Kategori: cân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 9:31 pm

vang21.jpg

bütün mevsimlerden oluşmuş baharları getiren yar,

bu kışlara alışkın ruhu sıcağınla eritip her şeyinle sar

öyle sar ki, o sende sen olsun

güzel kalbinin kuvvetiyle

tebessümündeki  güneşi hiç batmasın yüzünde

 

düşlerden yapılmış o sonsuz yeşil ovalarını görmek

ve orada yaşamak, düşleri gerçekleştirmek

 

anlatamıyorum ki…

 

ulu tanrım bilecek,

ben mutluluktan ona sarıldıkça senin için…

 

ovanın da, güneşin de, baharın da, anlamı kalmayacak

senin anlamının yanında cânan

sessizliğim de, sen olacaksın orada…

artık sende yaşayıp sende son bulacak bu cân…

 

o iki göz, benim dünyamı aydınlatan güneşim olacak…

kırık dökük iki söz, anlamım…

parmak uçların gücüm… bu dünyadaki sabahlarım,

mahbubumun merhabasıyla daha bir aydınlanacak

günden güne…

 

bütün mevsimlerden oluşan bu hâr içinde

nar da olsam eriyip eriyip, alacağım şekil

sen olacaksın yar…

 

(ağlama nazlandırılmamış ey nazlı yürek!

Gözlerindeki yaşın nasıl değerli olduğunu kimseler bilemez…

O sellerde boğulsalar da…)

 

Mart 6, 2007

yağmur

Kategori: cânân'ın yazıları — ÖZGÜR @ 1:20 pm

yagmur_51.jpeg

- Hayat da şu yağmur gibi… dedi,  gendüğü gorumasan ıslanusun…! 

Ağbisi Salih’le konuşuyorduk,  ama Adem’in söylediği bu cümlenin buharı, yağmurun içinde asılı kaldı. Gözlerim o cümlede ve o cümleyi döven yağmur damlalarındaydı. Salih’in sözü biter bitmez Adem’e döndüm.

- Sen de ne meslek var Adem,

- Bende her meslek var…

Dondumaculuk bilene yaptım, dedi ve zayıf yüzündeki kemikler oynadı bir an, dudaklarını sıktı. İçinden önlüklü  çocuklar geçti sanki. Bir Sinop yazının öğle vakti, dondurma tezgahının önünde cıvıldaşan o çocukların gülüşleri, oynayıp zıplamaları, sarı saçları geçti… sonra Karadeniz’in maviliği , köpüklü dalgaları… Dudakları aralandı, gülümsedi.

- Dondumaculuk bilene yaptım… Eme benim esas işüm başka…

 ve içindekileri yine sustu…Elleri ceplerinde dalgın, yağmuru düşünüyordu.

WordPress.com'dan blog alın.